Rubicon’u geçmek


İtalya’nın kuzeyinde ve 29 km uzunluğunda bir nehir olan Rubicon nehri, Roma Cumhuriyeti döneminde generallerin ordularıyla geçmesinin yasak olması nedeniyle önemlidir. Rubicon, kuzeyde bulunan Cisalpina Galya eyaleti ve İtalya’nın güneyi arasında bir sınır çizgisi olarak kabul edildiğinden Cumhuriyeti tehdit edebilecek askeri girişimler kanunlarla engellenmeye çalışılmış. M.Ö. 49 yılında Jül Sezar ordusuyla nehri geçince bu yasağı çiğnemiş ve bir iç savaşa neden olmuştur.

Senatoda Sezar’ın önünde Rubicon diye bir çizgi varmış (Jül Sezar'ın M.Ö. 49 yılında nehri geçmesine atıfta bulunulur). Coğrafi koşullar itibariyle o nehri geçince geri dönmek zor imiş. Zaten "rubicon'u geçmek" deyimi, geri dönüşü olmayan noktadan ileri gitmek anlamında kullanılır. Bizdeki “gemileri yakmak” deyimine benzer. Senatoda bir karar tartışılırken Sezar nihai kararı verirken ayağa kalkarmış. Eğer Sezar, Rubicon’ı geçmeden bir karar verirse konu tekrar tartışılıp farklı sonuçlar alınabilir, eğer Rubicon’ı geçip karar verirse konu bir daha açılmamak üzere burada kapanmıştır demekmiş.

Tarihimize baktığımızda bu kararlı tutumun en güzel örneğini ise Fatih Sultan Mehmet’in ifade ve davranışlarında görürüz. “Ya ben İstanbul’u alırım, ya da İstanbul beni alır” ve Bizans’a yardım gemilerinin boğazı geçmesi sırasında atını denizin içine sürmesi…

Ara sıra geri dönüşü olmayan kararlar alarak Rubicon’ı geçmeliyiz, değil mi? Amiyane ifademiz ise şu olmalı: “Ben bu işi yapacağım arkadaş.” J

0 yorum: (+add yours?)

Yorum Gönder